İbni Cessar

0

ibnicessar1000’li yıllardı. Öteden beri insanları kasıp kavuran, yüzlerce, binlerce kişinin ölümüne sebeb olan salgın bir hastalık vardı. Bu hastalık deride bir takım urlar meydana getiriyor, yer yer kangrenlere sebeb oluyor, hastanın vücudunu kemirip harap ediyor,ölümlere yol açıyordu. Bu korkunç hastalık için Peygamberimiz,”Arslandan kaçar gibi ondan kaçın” buyurmuştu. Bu korkunç hastalık, cüzzamdan başka bir şey değildi.
Cüzzamlıların ölümle baş başa olduğu devirde bir Müslüman doktor çıktı. Bu dehşetli hastalığın teşhisini yaptı, sebeblerini inceledi ve tedavi şekillerini gösterdi. Ve bütün bildiklerini, ilim dünyasının faydalanabileceği bir kitapta topladı.
İnsanlığı bu büyük dertten kurtarmaya çalışan Müslüman doktor, Tunuslu İbni Cessardı. 10.yüzyılın sonlarında ap ayrı bir tedavi şekli uyguluyor, onları diğer hastalardan ayırıyor, özel hastanelerde tedavi ediyordu. Böylece hastalığın diğer insanlara bulaşmasını önlemiş oluyordu.
Halbuki aynı yıllarda Avrupa’da cüzzamlılar ıssız adalarda ölüme terk edilirdi. Hastalıklarına çare aranmaz, hiç kimse onlarla ilgilenmezdi. Zavallılar çürüye çürüye, yahut çürümeden önce açlıktan ve susuzluktan ölürlerdi.
O yılların Fransa’sında durum şuydu: Cüzzamlı kesinlikle kiliseye üye olamazdı. Önceden üye ise bu hastalığa yakalanınca üyeliği elinden alınırdı. Onlara göre Allah’ın lanetine uğrayan cüzzamlı bir an evvel saf dışı edilmeliydi. Papazlar, cüzzamlı hastaya son arzusunu sorarlar, hastayı cenaze alayıyla götürüp bir çukura koyarlardı. Papaz gelir, hastanın üzerine üç defa toprak atardı. Daha sonra da cüzzamlı alınıp insanlardan uzak, tenha bir yerdeki miskinhaneye atılır, yahut ıssız bir adada ölüme terk edilirdi.
Avrupa’da hastanın insan sayılmadığı, tedavi etmek şöyle dursun, ölüme terk edildiği bir çağda, Müslümanların, hastanın üzerine titizlikle eğilmeleri; tehlikeli bir hastalıkta olsa, onu tedaviye çalışmaları, Müslüman doktorların buna öncülük etmeleri, herşeyden önce takdire şayan bir özellikti. Bu özelliği de, hiç şüphesiz Müslüman dinlerinden alıyorlardı. İbni Cessar gibi doktorlar, kendilerini düşünmeden hayatlarını bulaşıcı cüzzam hastalığının tedavisine adamış, bunu sevap kazanmanın bir yolu olarak görmüşlerdir.
Seyahata meraklı olan İbni Cessar’ın dikkat çekici özelliklerinden birisi de, ceylan derilerine bizzat kendi eliyle yazdığı yazılardır. Bunların toplam ağırlığı 12,500 kiloyu bulmaktaydı. Kütüphanesindeki kitapların ağırlığı ise 10 ton kadardı. Buhara Sultanı kendisini sarayına davet ettiği zaman bunu reddetti. Çünkü parşömen tomarlarını, kütüphanesini ve diğer eşyalarını nakledebilmesi için 400 deveye ihtiyacı olacaktı. Bu davete red cevabı verdiği etrafa yayılınca kimse şaşırmamıştı. Çünkü genelde durum buydu. Ne var ki, İbni Cessar’ınki biraz fazlaydı. Toplam 600 sandığı bulunuyordu. Bu sandıklardan herbirini de ancak bir kaç adam taşıyabiliyordu. Kitaplar ise çeşitli ilimlere aitti. Bu aynı zamanda devrin ilim adamlarının okumaya, öğrenmeye ne kadar meraklı olduklarını gösteren bir örnektir. O devirde sadece ilim adamlarında değil, Müslüman halkta da ilme karşı büyük bir ilgi vardı. Kitap sevgisi ve okuma aşkı çok yaygındı.
İbni Cessar tıpta bir çığır açan kitabını uzun tecrübe ve bu bilgi hazinelerine dayandırarak kaleme almıştır.
En büyük eseri
İbni Cessar, cüzzamla ilgili yazılarını Fakirler İçin Seyahat Kitabı adı altında bir eser içerisinde toplamıştır. Bu değerli kitapta, ayrıca yolculuk esnasında sık sık karşılaşılan hastalıkların, sebep teşhisleriyle tedavi şekil ve vasıtalarını kısa, fakat açık bir şekilde anlatmaktadır.
İbni Cessar bu eserine tamamen tatbikatını yaptığı, pratik hayatta kullanılabilen tedavi şekillerini yazdı. Şahsi tecrübelerine de geniş ölçüde yer verdi. Kitap daha çok iç hastalıklarını anlatmaktaydı. Bu konuda verdiği bilgiler oldukça faydalıdır.
Yaz mevsiminde Tunus Limanından denize açılan gemilere Kuzey Afrika Deniz Filosunun doktoru olarak katılan İbni Cessar, Orta veya Kuzey İtalya, Güney Fransa ve Kuzey İspanya sahillerine, Tiber’de Roma ve St. Peter önlerine kadar gitti. Bunlara hac seyahatini de ekledi.
Bütün seyahatlarında karşılaştığı hastalıkları inceledi, teşhislerini koydu, tedavileriyle uğraştı.
Kitap kısa zamanda doktorlarca aranır oldu ve müracaat kitabı haline geldi. Çok geçmeden de Latince, Yunanca ve İbraniceye çevrildi. Bir mütercim olan Konstantin (1016-1087) bu kitabın tercümesine Viaticum adını verdi ve kendine mal etti. Yani İbni Cessar’ın büyük eserini çaldı. Bu ilim hırsızlığı Sicilyalı mütercim Demetrius tarafından ortaya çıkarıldı.

Yorum Yaz