Çanakkale’de Gizli Kalan Tarih!

0

… Eğer biz 2 Kasım 1917’de Balfour Deklerasyonu ile Filistin’de yurt edinme
konusunda söz aldıysak, buna ulaşan yol Gelibolu’dan geçmiştir.”
                                                                                                          Wladimir Jabontinsky

Yürek coğrafyamızda büyük manalar ifade eden kutlu Şehitler ayından sonra, yine bizim tarihimizde büyük dersler çıkaracağımız İstiklal Marşı’nın TBMM’de kabulünün 103. yılı ve Çanakkale Deniz zaferlerimizin 109.yıldönümünde şehitlerimizi şükranla yâd ediyoruz. Son yıllarda toplumumuzda bu konuda ciddi bir bilincin oluşması, devlet yetkililerince resmi programların tertiplenmesi, farklı kurumların grup gezileri düzenlemesi, konu ile ilgili birçok eserin yazılması bizleri sevindirmektedir.

 Tarih boyunca hiçbir millete nasip olmayan ve yüce Türk milletinin kahraman evlatlarınca verilen bir büyük mücadelenin, şairin ifadesiyle, Bedr’in aslanlarının kükrediği ateşten bir imtihandır Çanakkale…

Kınalı kuzuların gül bahçesine girercesine şahadete atıldığı bir destandır Çanakkale… Metrekareye 6000 merminin ve 33 cesedin düştüğü bir destan. Adını cephede “Muallimler Tümeni” olarak duyuran okumuş aydınların, milletimizin düşünen beyin kadromuzun toprağa gömüldüğü bir destan. Güneş batmayan imparatorluk İngiltere’nin, tarihinin en büyük yenilgilerinden birini aldığı, tarih kitaplarımızdan sildirecek kadar unutmak istediği Kütü’l Ammare Zaferi’nin müjdesidir Çanakkale. Sultan Abdülhamit’ in yetiştirdiği neslin iman ile kükrediği, Milli mücadelenin ileri gelen kumandanlarının savaş laboratuarıdır Çanakkale. Asırlardır yorgun düşmüş bir milletin, Milli Mücadelesi’nin önemli bir girişidir Çanakkale. Türk milletinin özgürlüğü, fedâkarlığı ve gururudur Çanakkale…

Sayfalarca kitaplar ile yazılabilecek başta Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal olmak üzere, Nusret Mayın Gemisi, Seyyit Çavuş, Bigalı Mehmet Çavuş, Ezineli Yahya Çavuş, 27. Alay, 57.Alay, Müstecib Onbaşı, Muavenet-i Milliye Gemisi, Kaşıkçı Dede ve Ladikli Ahmet Ağa, 15’liler, Kınalı Kuzular ve daha nice isimsizlerin destanıdır Çanakkale.

Ve Nihayet! “ Evet! Hissedilen doğrudur. Şu an makamımda değilim. Çok zor durumda olan Çanakkale’deki evlatlarıma yardıma geldim.” buyuran Resulullah (SAV) Efendimiz’in seferber olduğu bir destandır Çanakkale…

Çanakkale Boğaz Komutanlığı tarafından yayınlanan ve resmî bilgi ve belgelere göre cephede şehit olanların sayısı, 589’u subay olmak üzere 57 bin civarındadır. Şehit, yaralı, kayıp ve esir olarak yitirilen, hastahanelere gönderilen subaylarımız ve askerlerimizin toplam sayısı 252 bin civarıdır. Çanakkale Savaşları’nda en çok şehit veren ilimiz Bursa’dır. Bursa’dan 3274 şehit verilmesine karşılık, Balıkesir’den 3003, Konya’dan 2683, Kastamonu’dan 2527 ve Denizli’den 2258 şehit verilmiştir. Diğer taraftan en fazla şehit veren köy ise Kastamonu’ nun Güzlük Köyü olup, bu köyden 25 şehit verilmiştir. Çanakkale Türküsü olarak bilinen ve “Çanakkale İçinde Vurdular Beni” diye başlayan türkünün Kastamonu kaynaklı olması Kastamonulu şehit sayısının fazlalığını belirten diğer bir göstergedir.

            Çanakkale’de düşman geçmişin acı izlerini silmek için gelmiştir aslında. 18 Mart günü mayınlara çarparak yara alan Agamemnon, asırlar önce Anadolu’yu işgale gelen Yunan Kralını semboller. 13 Mayıs gecesi Muavenet-i Milliye tarafından batırılan Golyat, Kur’an ve Tevrat’ta geçen Talut – Calut mücadelesini semboller.

Çanakkale’den İsrail’e Giden Yol

Biz her ne kadar derslerimizde gençlerimize ısrarla anlatsak da, kaynaklarda I.Dünya Savaşı ve Çanakkale Cephesi konusunda Yahudilerin bir cümle bile bahsi geçmez. Özellikle   “Arz-ı Mev’ud” sapkınlığıyla Gazze ve Filistin’de tüm dünyanın gözü önünde katliam ve soykırımın devam ettiği bu günlerde şimdiye kadar pek fazla tartışılmayan bir konuya yoğunlaşmak gerektiğini düşünüyorum.

2Siyonizm’in fikir babası olan Teodor Herzl, Yahudi Milli Devleti için II.Abdülhamit’i, hatta Osmanlı Devleti’nin varlığını büyük bir engel olarak görüyordu. İçerideki işbirlikçiler düzmece 31 Mart Vak’ası ile Abdülhamit’i tahttan uzaklaştırmıştı, ancak bu yeterli değildi. Siyonizm’in Yahudi Milli Devleti olan İsrail için Osmanlı’nın yıkılması gerekiyordu. Çanakkale Cephesi’nde adını “Zion Katır Alayı” olarak gördüğümüz Yahudiler’in yaptıklarına baktığımızda bu oyunu daha iyi anlayabiliriz.

1

Parçalanması kaçınılmaz olan Osmanlı Devleti’ne karşı Filistin’de savaşıp Yahudi Devleti’ni kurmak düşüncesini ortaya atan ilk kişi Wladimir Jabontinsky‘dir. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girişinden sonra Filistin’de bulunan Yahudilerin gizliden gizliye silah biriktirmeye başlaması ve İngilizler lehine casusluk yapmaları üzerine Osmanlı Devleti birçok Yahudi’yi Mısır’a göçe zorlamıştır. İngiltere de, Mısır’da bulunan bu Yahudiler için çadır kamplar oluşturmuştur. Jabotinsky bu kamplardaki Yahudilerden “Siyon Birliği”‘ni oluşturmak için çalışmaya başlamış ve yaklaşık bin kişilik bir liste ile İngiliz komutanı General Maxwell’den Osmanlı Devleti’ne karşı İngiltere hesabına Filistin’de savaşmak için bir cephe açılmasını istemiştir. General Maxwell konuyu inceledikten sonra yanıtında, Filistin’de yeni bir cephe açılmasına şimdilik gerek duyulmadığını, ancak kendilerinden, katırlı bir alay oluşturarak cephane ve malzeme taşımak amacıyla Çanakkale Cephesi’nde yararlanabileceklerini belirtmiş, bu yönde örgütlenmelerini teşvik etmiştir. Jabotinsky bu öneriyi reddetmiştir; çükü ona göre Siyonizm davası için bir çaba harcanacaksa, Osmanlı’ya karşı yapılacak savaş Filistin‘de olmalıdır. Ayrıca kurulacak gönüllü Siyon Alayı’nın adı da onur kırıcıdır. Bunun üzerine Jabotinsky, Avrupa’da bulunan Siyonistlerle görüşüp destek almak için Londra’ya gitmiştir. Jabotinsky’ye, “Türkleri Filistin’den atmak için onları ezmek zorundayız. Buna kuzeyden ya da güneyden başlamak fark etmez. Bu yalnızca taktik sorunudur. Nasıl olsa her yol Siyon’a cıkar” diyerek karşı cıkan Trumpeldor, General Maxwell’e, gönüllü Siyonistlerden oluşacak bir katır alayının kurulması teklifini kabul ettiklerini bildirir ve bu düşünceyi uygulamaya koyar.

3

Gönüllü Siyonistler ve katırlardan kurulacak alayı hemen toparlamaya başlar Trumpeldor. 500 kadar gönüllü, 20 subay ve 750 katırdan oluşan alayı, Çanakkale’ye göndermek üzere hazırlar. Tarihin sayfalarına Siyon Katırlı Birliği ( Zion Mule Corps-ZMC) adıyla geçecek yaklaşık 600 kişilik birliğin başındaki isim İngiliz ordusunda bulunan İrlanda asıllı Albay John Henry Patterson, yardımcısı ise Binbaşı rütbesiyle Trumpeldor’dur. Birlik 25 Nisan 1915 günü de yarımadaya ayak basar. Hepsinin yakasında da “sarı renkli Davut yıldızı motifli birlik arması” işlidir. Birlik ikiye bölünmüştür; yarısı 29. Tümen’le birlikte Seddülbahir‘e, diğer yarısı da Anzac Kolordusu’yla birlikte Arıburnu‘na çıkarılmıştır. Ancak, bu ikinci grup, görünürde nedensiz, Mısır’a geri gönderilmiştir. Hamilton’un bir mektubunda belirttiğine göre, bu tasarrufun nedeni, Anzac askerlerinin, Katır Birliği mensuplarını kıyafetlerinden dolayı “Türk” zannederek vurmalarıydı.

Diğer grup ise, savaş boyunca Seddülbahir’deki tek ulaştırma birliği olmuş, yoğun ateş ve inanılmaz güç şartlar altında, ön cephelere su, cephane, yiyecek ve diğer ihtiyaçların ulaştırılması yanı sıra çok önemli istihbarat görevlerini yapmıştır. Kıyafetlerinden dolayı Osmanlı askerlerinin zarar vermediği “Sion Katır Birliği” 6 Ocak 1916’da, yani Gelibolu Yarımadası’nın bütünüyle boşaltılmasına kadar, 8 er ve 47 katırını kaybetmiştir. General Hamilton’a gore: “Yahudileri kendi çıkarlarımız için istismar edip, Yahudi gazetecilerin ve bankerlerin çabalarını sağlardık; Yahudi gazeteciler, bizim davamıza renk katar, Yahudi bankerler de kesemize para yağdırırdı.” Hamilton’un düşüncesi gerçekleşmiş, Avrupa kamuoyu İngilizleri desteklemiş ve Yahudi bankerler de paralarını esirgememişlerdir. Ancak Yahudiler de Çanakkale Savaşı’ndan sonra Filistin topraklarını kazanmışlardır.  

4

Yahudilerin Çanakkale’de, İngilizlerin yanında savaşmaları Siyonizm davalarına farklı bir yön çizmiş ve Avrupa, Siyonizm’e ılımlı bakmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak, İngiliz vatandaşı Siyonizm’in liderlerinden Lord Rothschild’e mektup göndererek 2 Kasım 1917’de İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Balfour tarafından yayınlanan meşhur Balfour Deklarasyonu ile İngiltere Hükumeti’nin Yahudi halkı için Filistin’de ulusal bir yurt kurulması için her türlü kolaylığın sağlanacağı bildirildi. Balfour Deklarasyonu olarak tanınan bu bildirge, 1918 yılı içinde sırayla Fransa, İtalya ve Birleşik Amerika tarafından kabul edilmiş ve desteklenmiştir. Bundan sonra ise 1948’de İsrail’in kurulmasına kadar olaylar birbirini izleyecektir.

Ve bu konu ile ilgili sözümüzü Yahudi Milli Devleti’nin mimarlarından Jabotinsky’nin satırları ile noktalayalım.

Savaşmak amacıyla Gelibolu’ya giden 600 katırcı, Siyonizm’e yepyeni ufuklar açmıştır… Eğer biz 2 Kasım 1917’de Balfour Deklerasyonu ile Filistin’de yurt edinme konusunda söz aldıysak, buna ulaşan yol Gelibolu’dan geçmiştir.”

Bu gün insanlığın, İslam dünyasının ve Türkiye Müslümanlarının Çanakkale’den çıkarması gereken çok önemli dersler vardır.

BM ve Uluslar arası hukukun koyduğu “savaş hukuku”na rağmen, Sivil katliamları ve soykırım ile, dünyada kendisi gibi düşünmeyen insanlara yaşama hakkı tanımayan emperyalist dünya, Çanakkale’de destan olan Mehmetçiğin esirlere ve yaralılara davranışından utanmalıdır.

Maalesef, Ortaçağ Skolastizm’ini andıran, İslam dünyasındaki emperyalist orjinli mezheb çatışmaları ile din kardeşini boğazlayabilen İslam dünyası, Gazze, Kudüs, Bağdat, Saraybosna, Şam, Bakü, Batum, Hicaz, Yemen, Tebriz, Hindistan, Bangladeş,  Senegal…’den gelen Müslümanların, “ehl – i hilal”in son kalesini kurtarmak için koyun koyuna şahadete koşmasından utanmalıdır… O zaman “Gazze’yi savunmak, Çanakkale’yi savunmaktır.” anlayışıyla Gazze’den gelip Çanakkale’de toprağa düşen gibi, bugün de “Çanakkale’yi-Anadolu’yu savunmak Gazze’yi savunmaktır.” bilinciyle hareket etmeyi gerektirir. Zira bu dava Türk, Arap, Kürt davası değil, “Hak-Batıl” davasıdır. Unutulmamalıdır ki “ağıtlar Türkçe, Arapça, Kürtçe …. yükselirken; sevinç çığlıkları İngilizce, İbranice, Fransızca… olacaktır.”

Asırlardır bir arada yaşayan, ortak bir tarih yazan, bu gün birbirinin canına, malına, namusuna kasdeden Türkiye Müslümanları Kars, Erzurum, Trabzon, Konya, Edirne,  İzmir, İstanbul…’dan  gelip “vatan namustur, anamdır, bacımdır” algısıyla toprağa düşen kardeşinden utanmalıdır…

Bu gün, Avustralyalısı, Yeni Zellandalısı, on binlerce km’den “ Biz bağımsızlığımızı Çanakkale’de bulduk” diye gelebiliyorsa,

Milli Eğitim camiası başta olmak üzere, üst düzey devlet görevlilerimiz ve sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerine, hatta İslam dünyasının ilgili yetkililerine açık çağrımız şudur:

Mutlaka ve mutlaka, Çanakkale programları ve gezileri ile bu millete “ Şam, Kudüs, Saraybosna, Bağdat, Hicaz, Erzurum, Konya, İstanbul, Çanakkale’dir, buraların savunması Çanakkale’den başlar.”anlayışı ile dedelerinin neden bu değerler için şehit olduğunu kavratabilirsek, ecdadımıza bir nebze olsun vefa borcumuzu ödeyebiliriz.

 Bu vesileyle başta Çanakkale’de destanlar yazan şehitlerimiz olmak üzere bütün şehitlerimizi rahmetle yâd ediyoruz.

 Enes İlhan POST

Yorum Yaz