Takip et

Mustafa Yılmaz İle Röportaj

0

 

1Öznur Özgür İç: Öncelikle bizi misafir ettiğiniz için öğrencilerim ve okulum adına teşekkür ederiz. Düşüncelerinizden ve bilgilerinizden istifade etmek için sizinle röportaj yapmak istedik. Müsaadeniz olursa öğrencilerimiz size birkaç soru soracak.

Ahmet Şamil Süslü: Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Mustafa Yılmaz: 1977’de Konya Bozkır’da doğdum, o zamandan beri Allah’ın verdiği nefesi alıp vermeye devam ediyoruz. İlk ve ortaokulumu İstanbul’da tamamladım. Liseyi Denizli’de Güney İmam Hatip Lisesi’nde okudum. Üniversiteyi de İstanbul Marmara Teknik Eğitim Fakültesi’nde okudum. Babamın tayinlerinden dolayı sürekli farklı şehirlerde okudum. Öğretmenliğim de yine İstanbul’da başladı. İlk tercihim İstanbul’du? Neden İstanbul? Benim Türkiye’de önem verdiğim iki tane il vardır: biri İstanbul, diğeri Konya. Kadim bir kültürün olduğu en eski çağlardan beri var olan iki yer. İstanbul insanların kültürel olarak kendini aşması için çok önemli bir yerdir. Ben hala İstanbul’u özlüyorum ama şöyle bir sıkıntı var. İstanbul artı ve eksinin size müthiş şekilde hücuma geçtiği yerdir. Kendinizi koruyamaz ve muhafaza edemezseniz yok olursunuz. Aynı deniz gibi deniz de yüzmeyi biliyorsanız kendinizi suyun üzerine bıraktığınız zaman deniz size müthiş bir zevk verir. Yüzerken tat alırsınız ama yüzmeyi bilmiyorsanız deniz sizi çeker. İşte İstanbul’u bu yüzden önemsiyorum. İstanbul’dan sonra Konya’ya tayin istedim ve burada görevime devam ettim.

Fenise Görey: Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki mesleki eğitim ve inşaat emlak bölümünün, yani sorumlu olduğunuz bölümün görevleri nelerdir?

Mustafa Yılmaz: Teknik okuldan mezun olduğum için bu bölümde görevlendirildim. İşimi gönüllü ve istekli bir şekilde yapıyorum. Normalde milli eğitimde herkeste bir bölüm varken bende iki tane bölüm var çünkü mesleki eğitim benim vazgeçemediğim bir bölümdür. Bana göreviniz nedir diye soruyorlar ben de şu cevabı veriyorum: “İhmal edilmiş bir gençliğin ihyası için yeni binalar inşa ediyorum.”

Ahmet Şamil Süslü: Sizin dönemizdeki teknik liselerin eğitim anlayışı ile günümüzdeki teknik liselerin anlayışı farklı mı?

Mustafa Yılmaz: Çok büyük farklar var. Şöyle ki bundan 15-20 yıl önce meslek liselerini bitirmiş insanlar meslek lisesine gitmiş insanlar eğitim olarak belli seviyenin üzerindeki insanlardı. Şu an Konya içerisinde doktorluk mühendislik yapan birçok meslek lisesi mezunu var. Mesela İHH başkanı Hasan Hüseyin ağabey göz doktorudur ve Meram Teknik Lise tesviye mezunudur. Tabi bu algıyla alakalı bir şey zaman geçtikçe insanların algısı değişmektedir. Şu an günümüzde insanların büyük çoğunluğu oğlum veya kızım doktor olsun hâkim olsun derler. Önceden bu farklıydı, iyi bir mobilyacı veya elektrikçi olmak yeterliydi. Sanayi biraz daha gelişip otomasyon artınca el emeği dediğimiz şeyler kayboldu eskiden bir mobilya yapılırken bizzat kendi el emeği ile yapıyordu. Büyük bir titizlikle çalışılıyordu. Şimdi fabrikadan direk çıkıyor ve çok basit. Eskiden o mesleğin bir değeri vardı ürettiğiniz şeylerin de bir değeri vardı. Maddi olarak da değeri vardı insan tatmin oluyordu. O yüzden insanlar o zamanlar gönül rızası ile meslek liselerine gönderirken şimdi göndermiyorlar şimdi meslek liselerine gelen çoğu öğrencimiz TEOG puanına göre Konya’daki iyi okullara gidememiş. Öğrenciler meslek liselerini lise okumak zorunlu olduğu için tercih ediyor. Meslek lisesi denilince insanlar zannediyor ki eline iki demir vereceksin kaynatacak. Hayır öyle değil. Öğrencinin keseceği demiri ölçüp biçmesi lazım. Sıra yaptırıyorsunuz, iki parçayı 45 derecede kesip 90 derecede kaynatmak için iyi hesap yapabilmek lazım. Hem sözel hem sayısal bir zekâya sahip olmak lazım. Mesela geçen sene Adil Karaağaç, Türk Telekom robot yarışmalarında çok üst derece aldı. Bir önceki sene yine Adil Karaağaç’ın Türkiye ikinciliği veya üçüncülüğü var. Fizik tedavide kullanılacak bir robot tasarladılar. Patentini de aldılar. Ama bunu yapabilmek için sayısal zekâya sahip olmaları gerekiyor. Bir de şöyle bir şey var ben sanayinin içinde olduğum için çok iyi biliyorum. Sanayide öyle bir iş yaparsınız ki iyi bir doktorun bir senede kazandığını belki bir ayda kazanırsınız. Bu sizin zekânızla ortaya koyabileceğiniz bir şey. Küçük bir iş yaparsınız o dünya piyasasında tutulur ve çok para kazanabilirsiniz, ama hayatta her şey maddiyat değildir. Ben mesleki eğitime şuradan bakıyorum: Türkiye’nin, Balkanların, Türkî Cumhuriyetler’in,  ihmal edilmiş ümmetin ayağa kalması lazım gelir. Bu da teknoloji ile olacaktır. İbn-i Haldun binli yıllarda yazdığı eserinde toplumları ayakta tutan iki sebebin olduğundan bahseder: Birincisi kültür yani bizi biz yapan değerler, ikincisi teknoloji. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethederken kaç kişi Fatih Sultan Mehmet’in o uzun menzilli topları döktüreceğini düşünürdü. Kaç kişi gemileri karadan yürüteceğini düşünürdü. Teknolojik imkânlara sahipseniz dünya arenasında söz sahibisiniz demektir ki bizler tarih boyunca Müslümanlar olarak tarihe yön veren insanlarız. Tarihe yön vermeye devam etmemiz gerekiyor. Anne babaların çocuklarını meslekî anlamda zorlamamaları gerekiyor. Çocuğun yetenekleri doğrultusunda çocuğa uygun bir bölüm seçmeleri gerekiyor. İnsan istediği mesleği yaptığında farklı bir eser ortaya koyabilir. Farklı bir eser ortaya koymak iz bırakmaktır. İz bırakırsanız izinizi sürerler. Konuşmaya ilk başladığım yere geleceğim eğer izinizi sürerlerse sizi hep hayırla yâd ederler, dua ederler. Geçmişteki teknik liseler ve şimdiki teknik liseler arasındaki fark: öğrenci kalitesi, algı ve kendimizi yetersiz görmektir. Eskiden kendimizi daha yeterli görüyorduk. Bu da şundan kaynaklanıyordu. Usta çırak ilişkisi fazlaydı, şimdi usta çırak ilişkisi bitmiş durumda. Bu çocuk işe girecek ama ahilik gibi bir teşkilatımız yok usta çırak ilişkisini dengeleyecek bir kurumumuz yok.

Bilge Koçak: Teknik Liseler ülkemizde hangi iş ve meslek alanındaki açığı kapatmaktadır?

Mustafa Yılmaz: Meslek liselerimizde her meslekle ilgili bölüm açmaya çalışıyoruz. Mesleki eğitimle ilgili çalışmalara başladığımdan beri güncel olarak şunları yapıyorum: Konya Ovası Projesi (KOP) ile ilgileniyorum. KOP’ ta Konya, Karaman, Niğde şehirler merkezdir. Karapınar ve Ereğli güneş enerjisi ve rüzgâr enerjisiyle ilgili merkez üst olacak. Meslek liselerimize güneş enerjisi bölümleri açarak bu alanda oluşacak personel ihtiyacına cevap vermeye çalıştık. Tramvay ve metro çalışmalarındaki personel ihtiyacı için okullardan birine raylı sistemler ile ilgili bir bölüm açtık. Konya’daki okullara havacılıkla ilgili bölümler açtık. Meslek lisesi müdürleriyle sanayicilerle istişare ederek hangi bölümleri açacağımıza karar veriyoruz. Öğrencilerimizi ihtiyaç olan bölümlere yönlendiriyoruz.

Fenise Görey: Teknik liselerde okuyan öğrencilerin eğitim durumu zayıf, yapısal olarak da katı ve kavgacı olduğu saptanmıştır. Sizce bu eğitimden mi yoksa okul kültüründen mi kaynaklanmaktadır?

Mustafa Yılmaz: Okul kültürüyle alakası yok arkadaşlar. Öğrenciyle alakası var. Çünkü özellikle son birkaç yıldır okuyamayacak çok öğrenci geliyor. Ne bekliyorsunuz?  Bunun okul kültürü ile alakası yok. Öğrencilerle alakalı bir durum aslında, sizin okullara göre meslek liselerinde disiplin fazladır orada çocuklar atölyelere gelirler daha sonra atölyelerde gruplara bölünürler bir öğretmene sekiz öğrenci düşer ayrı laboratuvarı vardır. Mesela ben bir örnek vereyim. Ben atölyeme girdiğimde çocukların yoklama için hemen sıraya girmesini isterdim. Çocuklar sırada beklerdi ben iyi dersler demeden aletlere gitmezlerdi. Yani bunu sadece ben değil diğer hocalarımız da bu şekilde yapardı. Yani bu şekilde bir disiplin yapısı vardı artı çocuklar zaten bilirlerdi atölyede hangi aletle hangi disiplinle çalışacaklarını. Çünkü can güvenliğine dikkat etmek gerekir. Düşünün siz atölyede elli tonluk bir pres ile çalışıyorsunuz en ufak hatanız ciddi sonuçlar doğurabilir.

Ahmet Şamil Süslü: Göreve geldiğiniz andan itibaren ne gibi değişiklikler yaptınız yani şunu da ben yaptım dediğiniz bir şey var mı?

Mustafa Yılmaz: Arkadaşlar siz değiştirirseniz bazı şeyler değişir değiştirmezseniz hiçbir şey değişmez hangi kurumda olursanız olun özelde olun devlette olun fark etmez siz değiştirirseniz değişir siz mücadele ederseniz değişir. Öğrenciler içinde bu aynı siz değiştirmek isterseniz bazı şeyler değişir. Değiştirmek derken okulunuzu güzelleştirmek için uğraşın taleplerinizi iletin değiştireceklerdir. Biz de değiştireceğiz ama bakın güzelleştirmek adına diyorum. Algıları değiştiriyoruz ama en önemlisi kullandığımız dili değiştirmek zorundayız bize ait olan dili kullanmalıyız birilerinin bizden istediği dili değil varlık olarak sahip olduğumuz değerleri ortaya koyacağız. Buna ontolojik boyut diyelim. Felsefede bir toplum ya da insanları var eden birkaç temel değer vardır. Bir tanesi ontolojik boyuttur. Biz belli bir tarihe belli bir kültüre belli bir dine mensup insanlarız. Varlığı ortaya koyduktan sonra varlığı sürdürebilmenin en önemli etkeni epistemolojik boyutudur, dil boyutudur. Sahip olduğun varlığın dilini konuşmalısın. Bulunduğum ortamda sahip olduğum varlığın, kültürün değerini ortaya koymalıyım.

Bilge Koçak: Eğitim alanında; gerek Türkiye gerek Konya adına planlarınız var mı?

Mustafa Yılmaz: Bunu mesleki eğitim olarak veya genel olarak cevaplayabilirim ki genel olarak söyleyeceğim şuydu ihmal edilmiş bir gençliğin ihyası için uğraşıyoruz. Bu ihya için ben inşa ediyorum. Birisi planlama yapıyor. Birisi programlama yapıyor. Ben ise inşa ediyorum. Amacım okulun fiziksel ortamlarını en üst seviyeye çıkartabilmek. Konya’da mesleki eğitimi en üst seviyeye çıkarmak için uğraşıyoruz. Örnek vermem gerekirse biz bir firmayla anlaştık. Meslek lisesi motor bölümündeki öğrencilerim artık okulda eğitim görmüyor. Okulda sadece matematik, fizik ve kimya dersi görüyor. Meslek derslerinin hepsini öğretmeniyle beraber bu firmada görüyor. Gerçek ortam, gerçek araba ve gerçek müşteri. Okulda beş yıl öncesinin motoruyla çalışıyorsunuz ama orada en yeni en modern motorlarla çalışıyorsunuz. Ben bunu tüm Konya tüm bölümlere yaymayı düşünüyorum. Makinesinden, metalinden mobilyasına kadar ya da otomasyonundan asansörüne hepsine yaymayı düşünüyorum. Çocuklar gerçek ortamda gerçek eğitim almaları için. Bunu neden istiyorum çünkü sanayinin de elemana ihtiyacı var çocuklarında gerçek ortama ihtiyacı var çünkü şu an Mevlana Kalkınma Ajansına bir anket yaptırdık; mesleki eğitim algısıyla alakalı. Orada şöyle bir sonuç çıktı öğrencilerin %50-%60’ı Meslek Lisesi mezunu olup kendi işini kurmuştur. %50’nin de %15’i aile işiyle uğraşıyor. Zaten %50 lik bir kayıp var nerdeyse. Ben çocuğu dört sene okutmuşum, dört sene masraf yapmışım ama dört sene sonra çocuk ben elektrikçi olmayacağım ya da CNC’ci olmayacağım diyor. Mantıklı bir şey değil. Bunun için gerçek ortama götürürsek, gerçeğin ne olduğunu bilirse o işe devam eder. Çünkü okul ortamı çok farklı. Biz okullarda teknolojiyi bire bir takip edemeyiz. Bir örnek veriyim dökümcülerin bir makinası en az üç-beş milyon dolar. Bir her sene okuldaki cihazlar yenileyemeyiz üç-beş milyon dolar diyorum dikkat edin üç-beş bin dolar değil. Eskisini at yenisi al diyemeyiz. Onun için çocuklar gitsinler oralarda öğrensinler. Biz ilkini motor bölümünde gerçekleştirdik. Ki motor bölümü sanayide çok ihtiyaç olan bir bölüm. Meslek lisesindeki öğrenciyle sanayiyi senkronize etmeye çalışıyoruz.

Ahmet Şamil Süslü: Sizin de okulumuzda okuyan bir çocuğunuz var, okulumuzu görmüşsünüzdür. Sizce okulumuzda gördüğünüz fiziksel eksiklikleri nelerdir?

Mustafa Yılmaz: Okulunuzu iyi bulduğum için gönderdim. Bizim var olan değerlerimiz, var olan bir kültürümüz var. Enderun Liselerine de bu kültüre sahip olduğu için gönderdim, bu değerlere sahip olduğu için gönderdim. Yoksa sadece özel okul olsun diye, adı fen lisesi, anadolu lisesi olsun diye göndermedim. Bizim değerlerimize sahip çıkan bir kurum olduğu için gönderdim. Bu değerleri koruyup çocuklarımıza aktaracaklarını bildiğim için gönderdim. Yoksa fiziki şartlar çok da önemli değil.

Fenise Görey: Kitap okuma alışkanlığınız var mıdır?

Mustafa Yılmaz: Yıllardır okurum, okur-yazar değilim ama okur-yaşar olmaya çalışıyorum. Çevremdekilere de söylüyorum. Okur-yazar olmayın okur-yaşar olun diye. Okuduklarınız boşa gitmesin pratiğe dönüşsün. Çünkü Allah’ın Kur’an’daki ilk emri okudur. Okumak tek başına bir şey ifade etmiyor. Okumak bir tavırdır, pratiktir, duruştur. Peygamberimizin ilk aldığı emir “Oku!” oldu. İlk okumasını yaptıktan sonra hemen tavır gerçekleştirdi, bir duruş sergiledi.” Bizim oğlan bina okur döner döner yine okur.” misali değil gerçekten okumak lazım. Benim önem verdiğim konulardan bir tanesi tarihtir arkadaşlar. Tarihi izlemeniz gerekir, tarihi öğrenmeniz, iz sürmeniz gerekir. Ama sadece iz sürmek yetmez iz bırakmak da gerekir. O yüzden çok okumalıyız.

Öznur Özgür İç: Vaktinizi ayırıp sorularımızı cevapladığınız için teşekkür ederiz. Hayırlı çalışmalar dileriz.

Paylaş.

Yorum Yaz